Tag Archive | "mutluluk"

Tatlı Kaçamaklar | Komşufırından Çikotop

ÇİKOTOP

Brownie hamurundan fındıklı hindistan cevizli çikolata topu Komsufırından bir çikolata buluşu daha… Tok kıvamıyla ağızda dağılan ve kendinizi lezzetten inlemekten alıkoyamayacağınız bu muhteşem lezzet çikolatanin yarattığı mutluluk hissiyle sizi sarıp sarmalayacak. Dörtlü paketler halinde almanızı bir kere denedikten sonra tecrübeyle sabit kendinizi tutamayacağınız için çok tavsiye etmiyorum:)şimdiden afiyet olsun..

Dergi Yazarımız : cokomelo tarafından yazılmıştır. | Diğer Yazıları için Tıklayınız…

Posted in Cokomelo, Tatlı Kaçamaklar, Yazar KöşesiComments (0)

“Hayat bir çikolata kutusundan ibarettir, içinden ne çıkacağını asla bilemezsin…”

Hiç bir şey demeden karşımdaki tahta sandalyeye oturdu..Yüzünde yaşanmışlıklardan kalma çizgiler, elinde bir duble rakısı..Ufak bir sahil kasabasında anılarıyla beraber yaşıyormuş senelerdir..Ben de kendimi keşfe çıktığım bir tatilimde tesadüf eseri tanıştım kendisiyle.. Yalnızlığın bir araya getirdiği birbirini hiç tanımayan iki yabancı..
Hayatını anlatmaya başladı…Aşkları..mutlulukları..hüzünleri..iki kızı varmış, yıllar önce izini kaybettiği..bir de karısı..Öyle büyük aşkla anlatıyordu ki nerde şimdi diye sormak istedim, soramadım..”Sevebileceğim kadar yakın ama dokunamayacağım kadar uzak bana” dedi..Hafif daldığımı fark etmiş olsa gerek, gel keyiflenelim biraz deyip, yüzünde koskocaman sıcak çocuksu bir gülümsemeyle siyah bir kutu çıkardı elindeki siyah poşetten ve bana doğru uzattı: İster misin? Nerden gelirse gelsin asla hayır diyemeyeceğim bir teklifti bu…siyah deri bir kutunun içersinde farklı çeşitlerde bir sürü çikolata…Ben tabii ki, elimi en yoğun kakaolu olana doğru uzattım. Kararsız olmadığımı görünce “Eşim de çok severdi. İstediğin kadar alabilirsin. Hatta hepsini al” dedi. Aç gözlü davranmamak adına 3 tane aldım sadece..çikolatayla kalbimi kazanan bu yabancı devam etti hikayesine..

“Sen neden yalnızsın? Neden bir başına buralara geldin?”
“Çok kalabalıktım. Yalnız kalmaya ihtiyacım vardı.”
“Daha çok gençsin hayat dolusun. Buralara kadar geldiğine göre bir şeylerden kaçıyorsun.” Yüzünde ilginç bir ifade belirdi yaşlı adamın.

Cevap veremedim. Dürüst olmak gerekirse, evet, kaçıyordum…
“Kanundan mı” dedi. “O olsa bu kadar uzaklaşmazdım” diye cevap verdim..
“Daha da mı kötü” diye sordu. Gülmeye başladık…
Hayattan ne bekliyorsun diye sordu en sonunda…

Sıralamaya başladım bir bir… Sessizce söylediklerimi dinledi ve kulağıma eğilerek hayat boyu zihnimde yer edecek şu cümleyi söyledi : “hayat bir çikolata kutusundan ibarettir, içinden ne çıkacağını asla bilemezsin…

“Yeni bir yıl..yeni bir iş..yeni bir aşk..yeni arkadaşlar..yeni yeni ülkeler..saat gece yarısını vurana kadar piyangoya bağlanan ümitler..yatlar, katlar, zevk ü sefa, cennet misali yaşanacak bir hayatın hayalleri..sonrasında en büyüğünü hedeflerken bir amortiye bile razı olmalar :)

Özel günlerde hatırlanan insanlar..unutulmak istenip hep akılda kalanlar..herkesten ve her şeyden kaçma arzusu..yalnızlaşma, yabancılaşma, sevişmek, terk etmek, birleşmek..aranılan eski dostlar..tüm rehberdekilere standart gönderilen sinir bozucu mesajların bir parçası olmak, posta kutusuna düşen elektronik kartlar..kimseyle paylaşılmak istenmeyecek güzellikte eski bir kitabın tozlanmış sayfaları arasında, ya da kilitli bir kutuda saklanmış, yıllanmış, sararmış mektuplar, kartpostallar..Hattın öbür ucunda yıllar önceden gelen bir dost sesi..yıllar sonra açılıp bakılan kenarları aşınmış, yırtılmış, eskimiş resimler, mektuplar, ders içi yazışmalar..derste sıkıldıkça oynanan oyunlar..

10-9-8-7-6-5-4-3-2-1-0!! ve saat 12..hep araması beklenip, asla aramayacak, arayamayacak ve aranmayacak olanlar..Bir önceki seneye verip veriştirirken, yeni yıldan bahsederken sarf edilen klişeleşmiş ümit dolu cümleler, bir sonraki sene ve ondan sonraki, ve ondan sonraki senelerde de yine bıkmadan usanmadan tekrarlanan yeni yıl dilekleri :) Acaba ne yaptı nerdedir şimdi diye aklımızdan geçirdiklerimiz. Merak edip güç toplayıp bir türlü aramaya cesaret edemediklerimiz… Bir alo’ suyla dünyamızı değiştireceğini zannettiklerimiz…

Kısacası sevdiklerimiz…kaybettiklerimiz…zaferlerimiz..özlediklerimiz..beklediklerimiz..sildiklerimiz..acaba şimdi nerdeler?

Ne önüne bakabiliyor insan, ne geçmişten kopuyor, ne de doğru anda yaşıyor çoğu zaman. Geçmişten hayıflanıyor, gelecekten talep ediyor ama birçoğumuz bir şey yapmayıp, hayatın belli noktalarında sıkıştığımızda, kendimiz dışında ve kendimizden üstün gördüğümüz, genelde de ilahi, bir güçten medet umuyoruz. Geçmişin yükünü sırtında taşıyan ağır yük develeri misali ağır aksak yürüyoruz hayatta.

Yaşamayı seçmek? Ne zor şey gerçekten yaşamayı seçmek…Herkesin altından kalkamayacağı türden bir sorumluluk…Korkularımızın ve endişelerimizin önümüzü, yolumuzu kestiği bir hayat mı tercihimiz?
Yazılarım da bütün imla kurallarını ihmal etmek pahasına özellikle çok az nokta koyarım..Nokta ardından gelen kelimeyi büyütür ama bana hep sonu çağrıştırır. Halbuki başlangıçtır da..Arkasından yepyeni bir şey başlar koskocaman harflerle. Ama bana göre hiçbir şey kolay kolay bitmez..Hep söylenecek bir söz, yapılabilecek bir şey, açılabilir bir kapı vardır çünkü..Herşey süreçte bir halka, hayatın sizin için sizinkinden daha büyük planının bir parçasıdır..Her hareket yenilerini doğurur, hikayeler, olaylar, insanlar bağlantılıdır ve belki de hiçbirşey bir noktayla başlayıp bir noktayla bitmez..O yüzden belki, okunması zor olsa da iki noktalar, üç noktalarla süslerim yazılarımı. Ama hayata dair önemli mesajlar barındırdığını düşünerek izlediğim birkaç film zihnimde oturmamış birçok boşluğa kuvvetli bir nokta koyup yarım kalmış, devamını sorgulayıp bir türlü bulamadığım cümlelerimi benim için daha anlamlı hale getirdi…

Çok sevdiğim bir filmdi Forrest Gump. Arşivimde bunun gibi yaşam felsefesi ve kuvvetli mesajı olduğunu düşündüğüm birkaç film daha var. Filmin en orijinal ve unutulmaz repliği hiç tartışmasız Forrest Gump’ın: My momma always said, “Life was like a box of chocolates. You never know what you’re gonna get.”idi.
“Hayat bir çikolata kutusundan ibarettir, içinden ne çıkacağını asla bilemezsin…”

Hayatı olabilecek en anlaşılır haliyle zekası zayıf ama hayata koşarak doğru zamanda doğru yerde olma şansını yakalamış bir çocuğun ve genç bir adamın dilinden anlamak ve anlatmak..Basit, sade, en yalın ve en gerçek haliyle..süsten abartıdan uzak, bizim karmaşıklaştırdığımız haliyle değil..En doğal, tabi haliyle hayatı algılamak..basitce, sadece koşmak..

Hayat tıpkı yılbaşına özel hazırlanmış hediyelik karışık çikolata kutuları gibi..Tek tip, tek örnek olmayan..Çeşit çeşit..rengarenk..içiyle dışı zaman zaman farklı, o yüzden öngörülemez, şaşırtıcı, ama hep tatmaya değecek güzellikte..şaşırtan..yanıltan..kimi zaman hayal kırıklığı yaşatan..sevindiren..zevk aldıran..tatmin eden..mutlu kılan..belki de en önemlisi, değişime zorlayan.. Hayat da tıpkı çikolata gibi… Ambalajı bazen çok cafcaflı ve göz alıcı, bazen de olabildiğince sade ama içinden çıkan hep olması gerektiği gibi…

Hayat, tadını alıncaya kadar o çikolatayı çiğnemek, ağızda erimesini beklemek ve sonrasında bıraktığı o muazzam tadın keyfini çıkarmak… Hep denemek… Yine denemek… Doğru dilemek… Yürümek… Bazen koşmak, bazen sadece derin bir nefes alıp durup beklemek..Yaşamak… Test etmek… Yanılmak…Bazen dostuna küfredip, düşmanına ya da düşmanın sandığına teşekkür etmek..En nihayetinde dostunla sevişip, düşmanınla daha da çok sevişmek..Duyularını keşfetmek: Tatmak… Koklamak… Görmek… Duymak… Hissetmek… Sevmek..Kaybetmek..Bir daha sevmek..Gerçek seni keşfetmek, kendini farketmek..ve Sonsuzluk..Hayatın heyecanı ve gizemi burada sanırım…
Birşeylerden elimde olmayan nedenlerden ötürü kopmam gerektiği için üzüntü duyduğum ve bunu paylaştığım bir dostumun sözüydü: Hayatta kalmak için yapmaya mecbur olduğun tek şey nefes almak..Sahip olduğumu zannettiklerimden koptum ama üzüntüye rağmen onlarsız da yaşamayı öğrendim..Bunu yaparken de sadece Nefes aldım..Belki de esas zor olanın bunu yapmak olduğunu bildiği için böyle bi nasihatte bulunmuştu kimbilir..Ben bugün güzel bir güne daha nefes almanın sevinciyle, sıcak çikolatamı yudumlayarak yazmaya devam etmeyi düşünüyorum. Ya siz?

Çikolata gibi renkli cezp edici şaşırtıcı lezzetli keyif ve haz alacağınız bir hayat yaşamanızı dilerim… Nice, iyi, seneler…

Posted in Cokomelo, Yazar KöşesiComments (1)

NE BEDENİME, NE DE RUHUMA ASLA SAHİP OLAMAZSIN!!

A: Hiç bir şey yemiyorum. İnanmazsın ama, su içsem yarıyor.
B: 0 bedenim. Baksana, göğüs bel kalça 90-60-90.
C: Bu halime bakma gençken manken gibiydim.
D: Ne yesem zayıf kalıyorum, çünkü metabolizmam hızlı benim. Gece üçte mantı börek çörek bile yesem kilo alamıyorum, ne kötü değil mi :) Doktor özel diyet hazırladı, tüm gün durmadan yiyip içiyorum. Sen nasıl böyle etine dolgun olabiliyorsun? Çok şanslısın. (Yapmacıktan bir) keşke ben de senin gibi olabilseydim :)
E: Midemin gurultusundan gece uyuyamıyorum.
F: Sence ben şişman mıyım balıketli mi kilolu mu? Acil zayıflamalıyım. Detoks yapıyorum. Şu diyetteyim, bu diyetteyim, o diyetteyim. Diyetisyenim vücudumda 20 Sana paketi kadar yağ olduğunu söyledi.
G: Pazartesi rejimdeyim. Yaza kadar hedefim 10 kilo.
H: Hayır diyorum acaba hiç uğraşmadan liposuction mı yaptırsam? Falanca yaptırmış, valla Victoria’s Secret mankenlerine dönmüş. Eskiden erkek arkadaşının gözleri fıldır fıldır oynardı, şimdi maşallah ondan başkasını gözü görmüyor :)
İ: Sen, tüm kış ye, iç. Yaz kapıya dayanmış, nereme nasıl bikini giyeceğim diye strese gir, sonra da git tüm tatil belinde havluyla dolan. Bu sene de bir bahane uydurur gitmeyiveririm artık napalım..zaten bu tayfayla hiç eğlenemiyorum ben tatilde, ekip çok sevimsiz..hem oranın denizi de güzel değil..otel çok mu pahalı yahu??heh al işte sana istemediğin kadar tonla bahane.. :)
M: Pişşşşt biraz sessiz olun hanımlar..Öncelikle hepinize birer çikolata ikram ediyorum. Ağzınız tatlansın, şu negatif enerjilerden ve çok sesli kadın korosu durumunuzdan sıyrılıp mutlu huzurlu ve dingin bir ruh haline geçiniz diye.

M: İtiraf ediyorum Ben Bir Çikolata Bağımlısıyım!!

Benimkisi çok keyifli ve bana göre zararsız bir bağımlılık. Günün belli saatlerinde günlük çikolata dozajımın altında kalırsam günümün yeterince iyi geçmeyeceği gibi garip bir inanç sistemi geliştirdim. Bende çikolata resmen bir totem, bir terapi aracı, batıl bir inanç halini aldı. Dışarılarda bir yerlerde bile olsam çantamın olmazsa olmazı çikolatadır benim. Ruj yok. Pudra yok. Mendil yok. Bir kadının çantasında bulunması gereken birçok şey yok. Hatta cebinden koştururken şekerlemeler dökülen yaramaz çocuklar gibi, sağa sola saçılırlar zaman zaman o çikolatalar.

Çaktırmadan yerden alıp yediğimde olur aralarda. Hatta evet, parkta bahçede sokakta es kaza karşılaştıysak, o elleriyle parkın ortasında oturmuş, ya da sokakta yürüye yürüye pasta yiyen de bendim. Masaya gelen her pastaya insanların bakışlarına aldırmaksızın ilk parmağı atan da benim. Bu kısmı biraz dehşet verici olmakla birlikte, doğum günü pastasını bir an evvel yiyebilmek için yanlışlıkla arkadaşının parmağını kesen de :( O talihsiz deneyimden ötürü olsa gerek, o tarihten beri doğumgünlerimde temsili bıçakla poz verip, ellerimle pasta yemeyi alışkanlık haline getirdim, garson dahil kimse pastayı önümde tutmaya cesaret edemiyor çünkü :) Pastam çikolatadan, hatta en koyu çikolatadan yaptırılmamışsa beğenmediği hediyeyi almış çocuk misali, öyle düşer benim de yüzüm. Çocukluğumda kurabiyenin yarısını ziyan eden kurabiye canavarı gibi de değil, son kırıntısına kadar acımadan yerim çikolatayı. Hatta bardakta servis edildiyse en olmadık yerde bardağı yalarken bile görebilirsiniz beni :)

Evet, insanın sağlığına ve formuna kendisi için dikkat etmesi gerektiği fikrine katılıyorum. Ama sizin nasıl ve ne şekilde mutlu olacağınızın kararını sizi belli kalıplar içine sokmaya çalışan görünmez el veremez. Siz Özgür kadınlarsınız!!Özgür bireylersiniz!!Daha da farklılaşın: ÖZGÜR RUHLARSINIZ!! hep beraber bir kerede güzel enerjiler göndererek tekrar edelim: ÖZ-GÜR-LÜK!!
Çikolata kilo aldırır, aman cızzzz diyenler, belli bir dengede yenen her şey vücudun ihtiyacından doğar ve bunu aşırı abartmamakla birlikte dengelemek de yine kişinin elindedir diyorum. Fazla tüketilen herşey zaten kilo aldırır. Ayrıca ‘saf’ kakao, sağlığa faydaları da ispatlanmış bir besin maddesi. Tanrısal bir ağacın meyvesi..

Biraz da yaşam ve modaya dair konulara girelim bakalım sizlerle..
En zayıfından en kilolusuna hepimizde bir kilo derdidir gidiyor. Yüzyılımızın amansız zayıflık ve güzellik hastalığına tutulduk, sabah akşam ekran başında mankenlere bakıp acaba bugün neremizi yaptırsak diye düşünüp, aç geziyor bazılarımız. Kendine saygısı ve özgüveni taban yapmış olsa da 0’lığından ödün vermeyen sıfır kadın olma isteğinin arka planında yatan neden nedir mesela? Aynı şeyi kendini koy vermiş dünyayı umursamadan yaşayan güzellik ve bakımdan bihaber kadın için de mi söylemek gerek? Yoksa o, aksine, kimilerine göre kendine güvenen, kendisiyle barışık kadın olarak mı algılanıyor dışardan, sırf hayata karşı duruşu nedeniyle?

Sizce önümüzdeki sene zayıf mı olalım, hafif dolgun hatlı mı, üst ince, alt hafif kalçalı mı? Tek kriter, zayıf, güzel ya da estetikli olmak mı? Bu durumda hayatta en vazgeçilir olan ne? Sağlık mı? Mutluluk mu? Bütün lezzet ve zevklerden mahrum bir hayat sağlıklı mıdır sizce? Sağlıklı veya sağlıksız, yeter ki ince ve güzel ol !! Son yüzyılı özetleyen ama kafaları karıştıran slogan bu muydu yani?

Moda kendine yakışanı giymekse eğer insan da olmayı istediği haliyle bir duruş sergileyip bir birey olamaz mı? Herkesin üzerinde adapte olma baskısı yaratan, çerçeveleri dışarıdan empoze bir ruhsal ve bedensel prototip bireyin bireyselliğinin yoksunluğudur, ki bu, kendinde var olması gereken, yaşamdan zevk almak gibi, bir çok şeyi de bireyin elinden alır. Oysa ki, arada bir de olsa günaha girmek mi gerek hayatta ;)

Tabi bu dediklerimin diyeti sağlınızdan ödün vermek olmadıkça, içsel denge ve huzurlu bir yaşam bireyin var oluşunun ve devamlılığının en temel, vazgeçilmez ve önemli unsuru. Özgürlüğü ve seçimleri, uyum ve bütünlüğü elinden alınmış birey, sırayla hayatın birçok bölümünde çuvallamaya başlıyor. Çünkü kendisine realite adı altında empoze edilmiş saçma temelsiz normlar bütünü bir illüzyona kendini inandırıp, onun bir parçası olmaya çabalamakla meşgul oluyor ömür boyu. Şu ol, bu ol, sen şöylesin, bölesin, 0 ol, 38 ol..Biz ne dersek O ol da, ne olursan ol bizden ol :)

Hanımlaaaar lütfen biraz sessiz olalım..
Bu kendi içindeki paradoks durumu, toplum gözünde bir şey olma ve kendin olma arasındaki sonu gelmeyen mücadele ve çekişme, hayatının birçok noktasına da sirayet ediyor. İlişkiler.Hala aramadı? NEDEN aramadı? Nasıl aramaz? Güzelim ben. Beni arasın. Beni aramalı. Her şeyim var. Bence cesareti yok. En başta ona fazla güzelim zaten. Eğitimliyim. Ama ilk sırada, hep güzelim. Benden iyisini nerde bulacak o. Acaba hangi sensin güzel olan?

Çocukken babaları tarafından prenses diye çağrılıp el bebek gül bebek büyütülen kız çocukları hayat boyu güzel olmanın bir kadın için en önemli şey olduğu gibi bir bilinçaltı kodla büyürlermiş ve birilerinin prensesi olmayı hayal ederlermiş. Ben bu duruma pamuk prenses sendromu diyorum. Haklılar da. Ama birtakım nedenlerden ötürü bu sendrom bazı kadınların hayatında istenilen sonucu vermiyor. Hatta bir çoğu da sürekli kurbağa öpmekten şikayetçi..Soru: Mamafih herkes adına konuşmamakla beraber, öncelikle kendi ruhuna dokunamayan bir kadın, bunu bir erkeğin yapmasını boşuna mı bekler?Cevap: Sanırım evet..İkinci temel konu da erkekler ve bizdeki kadın-erkek ilişkilerindeki eril dişil dengesizliklerin yol açtığı genel dengesizlik durumu. Burada tabii ki erkeklerimiz de kuvvetli bir eleştiriyi hak ediyorlar ama onları şimşekleri hemen üstüme çekmemek adına :) şimdilik özeleştirilerini yapmaları için kendileriyle baş başa bırakıyorum.

O zaman ne yapıyoruz?
Birçoğumuz bir şeylere bağımlı hale geliyoruz. Sevgili, iş, para, kariyer birçok şeye bağımlıyız. Kafamızda hep bir hayatı kaçırma korkusuyla zamana karşı savaş veren bir örnek kadınlarız biz. Kendimize özgü bizi diğerlerinden farklı kılan ruhsal zihinsel özelliklerimizi bir yana bırakıp ya tek bedende farklı kadınlara dönüyoruz giderek ya da farklı bedenlerde tek bir ruha teslimiz.
Sonuç: Kendinden memnuniyetsiz, kendine özgüveni ve değeri kazandığı, sahip olduğu onca şeye rağmen zayıf, sevgi açlığını farklı şekillerde tedavi ve telafi etmeye çalışan, bütün sermayesi gibi gördüğü bağımlılığı veya fiziği, herneyse, ona odaklanıp başka konularda da giderek zayıflayan zamanla da çöküşe geçen sorunlu kişilikler. Bakışı bir, gülüşü bir, tepkileri, mimikleri bir, hatta yer yer deneyimleri bile bir..

Yazar Esra ERDOĞAN, konuya ruh beden ilişkisi gözüyle bakıp çok güzel bir bakış getirmiş. xlhayat isimli dergide yayınlanan “Sıfır Bedende Daralan Ruhlar” başlıklı yazısında basın ve yaratılan moda trendlerinin, kadınların hayatı üzerinde yarattığı etkiye farklı bir bakış açısı getirerek, şöyle diyor yazar:“Diyetisyenler, diyet listelerine depresyon ilaçları da yazmaya başlamıştı. Bu kadınlar niye mutsuzdu? Kendilerini sağlıklı olarak ifade edecekleri kiloya neden kendileri karar veremiyorlardı? Ruhları kaç kiloydu ve onun ölçümünü kimler nasıl ele geçirmişlerdi?

Tüm bunlar olurken sektör, bu sefer de hedef kitlesini 36 beden kadınlara dikmişti. Onları daha da zayıflatmak ve kadınların, bilinçaltına asla yeterli kiloya gelinemeyeceğine dair inanç yerleştirmek istemişlerdi. Bilinçaltıyla iletişimleri çok başarılıydı: ‘’Asla hiç bir zaman yeterli olamayacaksınız çünkü siz sıfırsınız’’!”

Öyleyse hayatta temel önceliklerimizi iyi belirlemeliyiz. Kişisel tatmin ve mutluluğa kavuşmak..Kendimizle ve hayatla barışıp, kendimize en yakın olana dönüşebilmek..ÖZgüven, ÖZsevgi, ÖZsaygı ÖZdeğer, güç ve irade..Hepsinin başında bir “öz”, yani en başta hep kendimiz..öze, içimize dönmek,isteklerimizin farkına varıp, kendi yolumuzda ilerlemek ve en başta hep kendimizi ödüllendirmek..
Siz çikolata canavarları, eminim ki siz, asla sıfır değilsiniz!!

Bundan böyle kendinizi ödüllendirmeyi ihmal etmemeniz için TATLI KAÇAMAKLAR başlıklı çikolata günlüğümü oluşturduğum mini yazılar paylaşacağım sizlerle. Benim tattıklarımdan siz de tadın, ihtiyacınız doğrultusunda kendinize 0 olacağım takıntısıyla çikolata kıtlığı çektirmeyin, aralarda biraz da kendinizi mutlu edin diye. Beden, ruh ve zihin, dengesini ancak böyle sağlar. Bu keyifli lezzetlerle ilgili düşüncelerinizi ve kendi önerileri, fikir ve unutulmaz çikolata deneyimlerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim.
Size temiz ve güzel enerjiler, mutluluk, huzur ve sağlıkla geçecek, bitter sıcak çikolata kıvamında, koyu, kıvamlı, yoğun, keyfinize keyif, zevkinize zevk katacak, sevdiklerinizle içinizi ısıtacak güzellikte, çikolata kalplerle dolu yepyeni bir yıl diliyorum.. :)

M.E.

cikolatadergisi.com yazarımız : cokomelo tarafından yazılmıştır.

 

Dergi Yazarımız : cokomelo tarafından yazılmıştır. | Diğer Yazıları için Tıklayınız…

Posted in Cokomelo, Tatlı Kaçamaklar, Yazar KöşesiComments (0)


En Beğendiğiniz Çikolata Markası ?

  • Ülker (32%, 87 Votes)
  • Tadelle (16%, 43 Votes)
  • Elit (15%, 41 Votes)
  • Eti (12%, 33 Votes)
  • Melodi (10%, 27 Votes)
  • Şölen (8%, 22 Votes)
  • Mabel (7%, 19 Votes)

Total Voters: 272

Loading ... Loading ...

Takvim

Kasım 2019
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Arşivler

bulut sunucu web hosting