Tag Archive | "haz"

“Hayat bir çikolata kutusundan ibarettir, içinden ne çıkacağını asla bilemezsin…”

Hiç bir şey demeden karşımdaki tahta sandalyeye oturdu..Yüzünde yaşanmışlıklardan kalma çizgiler, elinde bir duble rakısı..Ufak bir sahil kasabasında anılarıyla beraber yaşıyormuş senelerdir..Ben de kendimi keşfe çıktığım bir tatilimde tesadüf eseri tanıştım kendisiyle.. Yalnızlığın bir araya getirdiği birbirini hiç tanımayan iki yabancı..
Hayatını anlatmaya başladı…Aşkları..mutlulukları..hüzünleri..iki kızı varmış, yıllar önce izini kaybettiği..bir de karısı..Öyle büyük aşkla anlatıyordu ki nerde şimdi diye sormak istedim, soramadım..”Sevebileceğim kadar yakın ama dokunamayacağım kadar uzak bana” dedi..Hafif daldığımı fark etmiş olsa gerek, gel keyiflenelim biraz deyip, yüzünde koskocaman sıcak çocuksu bir gülümsemeyle siyah bir kutu çıkardı elindeki siyah poşetten ve bana doğru uzattı: İster misin? Nerden gelirse gelsin asla hayır diyemeyeceğim bir teklifti bu…siyah deri bir kutunun içersinde farklı çeşitlerde bir sürü çikolata…Ben tabii ki, elimi en yoğun kakaolu olana doğru uzattım. Kararsız olmadığımı görünce “Eşim de çok severdi. İstediğin kadar alabilirsin. Hatta hepsini al” dedi. Aç gözlü davranmamak adına 3 tane aldım sadece..çikolatayla kalbimi kazanan bu yabancı devam etti hikayesine..

“Sen neden yalnızsın? Neden bir başına buralara geldin?”
“Çok kalabalıktım. Yalnız kalmaya ihtiyacım vardı.”
“Daha çok gençsin hayat dolusun. Buralara kadar geldiğine göre bir şeylerden kaçıyorsun.” Yüzünde ilginç bir ifade belirdi yaşlı adamın.

Cevap veremedim. Dürüst olmak gerekirse, evet, kaçıyordum…
“Kanundan mı” dedi. “O olsa bu kadar uzaklaşmazdım” diye cevap verdim..
“Daha da mı kötü” diye sordu. Gülmeye başladık…
Hayattan ne bekliyorsun diye sordu en sonunda…

Sıralamaya başladım bir bir… Sessizce söylediklerimi dinledi ve kulağıma eğilerek hayat boyu zihnimde yer edecek şu cümleyi söyledi : “hayat bir çikolata kutusundan ibarettir, içinden ne çıkacağını asla bilemezsin…

“Yeni bir yıl..yeni bir iş..yeni bir aşk..yeni arkadaşlar..yeni yeni ülkeler..saat gece yarısını vurana kadar piyangoya bağlanan ümitler..yatlar, katlar, zevk ü sefa, cennet misali yaşanacak bir hayatın hayalleri..sonrasında en büyüğünü hedeflerken bir amortiye bile razı olmalar :)

Özel günlerde hatırlanan insanlar..unutulmak istenip hep akılda kalanlar..herkesten ve her şeyden kaçma arzusu..yalnızlaşma, yabancılaşma, sevişmek, terk etmek, birleşmek..aranılan eski dostlar..tüm rehberdekilere standart gönderilen sinir bozucu mesajların bir parçası olmak, posta kutusuna düşen elektronik kartlar..kimseyle paylaşılmak istenmeyecek güzellikte eski bir kitabın tozlanmış sayfaları arasında, ya da kilitli bir kutuda saklanmış, yıllanmış, sararmış mektuplar, kartpostallar..Hattın öbür ucunda yıllar önceden gelen bir dost sesi..yıllar sonra açılıp bakılan kenarları aşınmış, yırtılmış, eskimiş resimler, mektuplar, ders içi yazışmalar..derste sıkıldıkça oynanan oyunlar..

10-9-8-7-6-5-4-3-2-1-0!! ve saat 12..hep araması beklenip, asla aramayacak, arayamayacak ve aranmayacak olanlar..Bir önceki seneye verip veriştirirken, yeni yıldan bahsederken sarf edilen klişeleşmiş ümit dolu cümleler, bir sonraki sene ve ondan sonraki, ve ondan sonraki senelerde de yine bıkmadan usanmadan tekrarlanan yeni yıl dilekleri :) Acaba ne yaptı nerdedir şimdi diye aklımızdan geçirdiklerimiz. Merak edip güç toplayıp bir türlü aramaya cesaret edemediklerimiz… Bir alo’ suyla dünyamızı değiştireceğini zannettiklerimiz…

Kısacası sevdiklerimiz…kaybettiklerimiz…zaferlerimiz..özlediklerimiz..beklediklerimiz..sildiklerimiz..acaba şimdi nerdeler?

Ne önüne bakabiliyor insan, ne geçmişten kopuyor, ne de doğru anda yaşıyor çoğu zaman. Geçmişten hayıflanıyor, gelecekten talep ediyor ama birçoğumuz bir şey yapmayıp, hayatın belli noktalarında sıkıştığımızda, kendimiz dışında ve kendimizden üstün gördüğümüz, genelde de ilahi, bir güçten medet umuyoruz. Geçmişin yükünü sırtında taşıyan ağır yük develeri misali ağır aksak yürüyoruz hayatta.

Yaşamayı seçmek? Ne zor şey gerçekten yaşamayı seçmek…Herkesin altından kalkamayacağı türden bir sorumluluk…Korkularımızın ve endişelerimizin önümüzü, yolumuzu kestiği bir hayat mı tercihimiz?
Yazılarım da bütün imla kurallarını ihmal etmek pahasına özellikle çok az nokta koyarım..Nokta ardından gelen kelimeyi büyütür ama bana hep sonu çağrıştırır. Halbuki başlangıçtır da..Arkasından yepyeni bir şey başlar koskocaman harflerle. Ama bana göre hiçbir şey kolay kolay bitmez..Hep söylenecek bir söz, yapılabilecek bir şey, açılabilir bir kapı vardır çünkü..Herşey süreçte bir halka, hayatın sizin için sizinkinden daha büyük planının bir parçasıdır..Her hareket yenilerini doğurur, hikayeler, olaylar, insanlar bağlantılıdır ve belki de hiçbirşey bir noktayla başlayıp bir noktayla bitmez..O yüzden belki, okunması zor olsa da iki noktalar, üç noktalarla süslerim yazılarımı. Ama hayata dair önemli mesajlar barındırdığını düşünerek izlediğim birkaç film zihnimde oturmamış birçok boşluğa kuvvetli bir nokta koyup yarım kalmış, devamını sorgulayıp bir türlü bulamadığım cümlelerimi benim için daha anlamlı hale getirdi…

Çok sevdiğim bir filmdi Forrest Gump. Arşivimde bunun gibi yaşam felsefesi ve kuvvetli mesajı olduğunu düşündüğüm birkaç film daha var. Filmin en orijinal ve unutulmaz repliği hiç tartışmasız Forrest Gump’ın: My momma always said, “Life was like a box of chocolates. You never know what you’re gonna get.”idi.
“Hayat bir çikolata kutusundan ibarettir, içinden ne çıkacağını asla bilemezsin…”

Hayatı olabilecek en anlaşılır haliyle zekası zayıf ama hayata koşarak doğru zamanda doğru yerde olma şansını yakalamış bir çocuğun ve genç bir adamın dilinden anlamak ve anlatmak..Basit, sade, en yalın ve en gerçek haliyle..süsten abartıdan uzak, bizim karmaşıklaştırdığımız haliyle değil..En doğal, tabi haliyle hayatı algılamak..basitce, sadece koşmak..

Hayat tıpkı yılbaşına özel hazırlanmış hediyelik karışık çikolata kutuları gibi..Tek tip, tek örnek olmayan..Çeşit çeşit..rengarenk..içiyle dışı zaman zaman farklı, o yüzden öngörülemez, şaşırtıcı, ama hep tatmaya değecek güzellikte..şaşırtan..yanıltan..kimi zaman hayal kırıklığı yaşatan..sevindiren..zevk aldıran..tatmin eden..mutlu kılan..belki de en önemlisi, değişime zorlayan.. Hayat da tıpkı çikolata gibi… Ambalajı bazen çok cafcaflı ve göz alıcı, bazen de olabildiğince sade ama içinden çıkan hep olması gerektiği gibi…

Hayat, tadını alıncaya kadar o çikolatayı çiğnemek, ağızda erimesini beklemek ve sonrasında bıraktığı o muazzam tadın keyfini çıkarmak… Hep denemek… Yine denemek… Doğru dilemek… Yürümek… Bazen koşmak, bazen sadece derin bir nefes alıp durup beklemek..Yaşamak… Test etmek… Yanılmak…Bazen dostuna küfredip, düşmanına ya da düşmanın sandığına teşekkür etmek..En nihayetinde dostunla sevişip, düşmanınla daha da çok sevişmek..Duyularını keşfetmek: Tatmak… Koklamak… Görmek… Duymak… Hissetmek… Sevmek..Kaybetmek..Bir daha sevmek..Gerçek seni keşfetmek, kendini farketmek..ve Sonsuzluk..Hayatın heyecanı ve gizemi burada sanırım…
Birşeylerden elimde olmayan nedenlerden ötürü kopmam gerektiği için üzüntü duyduğum ve bunu paylaştığım bir dostumun sözüydü: Hayatta kalmak için yapmaya mecbur olduğun tek şey nefes almak..Sahip olduğumu zannettiklerimden koptum ama üzüntüye rağmen onlarsız da yaşamayı öğrendim..Bunu yaparken de sadece Nefes aldım..Belki de esas zor olanın bunu yapmak olduğunu bildiği için böyle bi nasihatte bulunmuştu kimbilir..Ben bugün güzel bir güne daha nefes almanın sevinciyle, sıcak çikolatamı yudumlayarak yazmaya devam etmeyi düşünüyorum. Ya siz?

Çikolata gibi renkli cezp edici şaşırtıcı lezzetli keyif ve haz alacağınız bir hayat yaşamanızı dilerim… Nice, iyi, seneler…

Posted in Cokomelo, Yazar KöşesiComments (1)

Çok masum geliyor değil mi? Göze, burna, dudaklarına, diline….

Ben BitterBetty kendimi karanlıkta çok rahat hissediyorum

Çok masum geliyor değil mi? Göze, burna, dudaklarına, diline….

O ilk tat yaklaştıkça sana uzanan o rahiya, elinde parmaklarının arasında tuttuğun o mucize hafif yumuşak. Çıplak parmaklarınla tutuyorsan o hafif eriyişi tanıyorsun, hissediyorsun ki parmak uçlarında eriyor, parmak izine karışıyor, sen oluyor – o sen oluyorsun. Sonra koku yaklaşıyor yakınlaşıyor, o kadar yakınlaşıyor ki dilinde damağında yavaş yavaş tadını hissetmeye başlıyorsun. Yavaşça bedenin onu istiyor diyor ki; bu mesafeden bana bunları yaparsa acaba bütünleşince bana neler yapacak? Neler hissettirecek. Ve ilk temas dudaklarının ucu değiyor ona hafifçe inliyorsun belki ya da derin bir nefes alıyorsun ya da susuyorsun kimseyle, kâinatın hiç bir titreyişiyle paylaşmak istemiyorsun onu. Sadece senin olsun bu haz bu çıldırtan zevk sadece sana ait olsun istiyorsun. İçinden onunla hemen bütünleşmek gerekiyor ama tükensin bitsin gitsin istemiyorsun. Çaresizlik mi? ASLA bu sadece hazzı uzatmaya çalışmanın o hedonistik çağrısı. Sen ve o. Dilinde damağında tadı yayılıyor o artık senin! Senin o!


İlk günahı bize işleten meraktı, ama kendime sık sık sorarım acaba o gerçekten bir elma mıydı? Kakao çekirdeği olmasın sakın. Benim ölümcül günahım kakao; cezp edici lezzetiyle saf kakao.

İnsanoğlu merakına yenildi, günahını işledi ve cennetten dünyaya düştü. Evrimsel sürecini tamamlarken bir yandan da temel ihtiyaçlarını karşılayacak, kendi devamını sağlayacak şartları oluşturdu. Ateşi buldu, alet edevat yaptı ve hayatını kolaylaştıran şeyleri tamamlar tamamlamaz hemen zevkin peşine düştü.

Tutku – KAKAO. Şifa için ilaç niyetine kullanıldı, verdiği o muhteşem duygu o haz o zevk şelaleri o coşku ile insanoğlu onu tanrısallaşırdı, tanrılarına sundu, yeri geldi taptı. Afrodizyak oldu, anti depresan oldu, uyarıcı oldu. Sorular sordurdu. Yanıtlar buldurdu. Cesaret verdi. Kırık kalpleri onardı. Küsleri barıştırdı. Savaşlar çıkardı. Zengin etti insanları kral yaptı imparator yaptı. Bazılarını köleleştirdi. Ama biz var oldukça var oldu. Gelişti, değişti saftı, değişti. Başka başka reçetelerle girdi bedenlerimize. Eritildi, donduruldu, sıcak oldu, soğuk oldu, Şeytan icadı dendi yasaklandı. Melek şekline sokuldu öyle de yenildi.Sevgililer birbirlerinin isimlerini yazdılar onunla.

Kişisel tarihler yazdı. Benimkini mesela. Ne kadar uzak olsam da o yanımda olunca rahatladım, evler kurdum, başka ülkelerde başka şehirlerde benimleydi. Bana cesaret verdi, kızgınlığımı aldı, hayaller kurdurdu. Çikolata kokan şehirlerde yürüdüm, tuhaf bir evde olma duygusu içimde elimde bir tablet taze artisanal çikolata ile. İlk bara girdim yanına bir kanyak söyledim. Hayır dedi garson, elindeki çikolataya en yakışan birayı vereceğim sana. Tamam dedim. Kolay bir insan yaptı beni baş ettim birçok şeyle. İçimdeki şeytanı sindiren, bazen o küçük kızı bazen de amazon kadınını çıkaran o oldu. Bendeki değişik benleri ortaya koyan iblislerimi hapseden, beni korkusuz yapan, yenilmez yapan.

Bazen neşelenip yedim, baştan çıkmak için, baştan çıkarmak için, aklımı toplamak için, biraz daha enerjim olması için, yorgunluğumu atmak için, berbat bir gün geçirdiğimde veya harika bir şey başardığımda yaşamın hazzını duyabilmek için. Hatırlamak için, unutmak için, bazen sadece ağlarken, hastayken. Ne zaman istersem.
Kalabalık bir grup önünde ciddi bir konuşma yapmam gerektiği o gün – nasıl da korkuyordum- çantamdan çıkartıp ağzıma attığım o acı biberli çikolata parçası sayesinde topladım cesaretimi. Uzakta olan o adamı aramamak için tıktım dudaklarımın arasına aklıma güzel şeyler gelsin diye. O gittiğinde battaniyemin altına kıvrılıp bir paket bitter Toblerone’u yemiştim, beraber içmek için binlerce kilometre öteden getirdiğim o pahalı viskinin yanında. Ağlamamıştım artık. Acımıyordu ki canım, geçmişti.

Aldattığında, aldatıldığında, patronunla kavga ettiğinde, sevgilinin hareketlerine mana veremediğinde dostunla kaç litre, kaç galon sıcak çikolata içtin sen? Ben çok içtim :)
Buz gibi karların altında dumanı tüten Baileys’li sıcak çikolata, dağların tepesinde kışın ortasında. Ya da yazın kızgın güneşin altında vücudunu kakao yağına bulamış elinde çikolata soslu frappiccinon ile hiç mi dans etmedin iskelenin ortasında. Her mevsim, her kutlamada. Şeker bayramında pralin kutusuna çaktırmadan elini sokup gide gele tüm kutuyu yediğin (sonra da annenden azar yediğin) olmadı mı?

Aşkımı da çikolata ile yaşadım ben hep. Beni Kinder Pingui ile kandıran sevgilim oldu :) hem de 26 yaşındayken.

Ben kakao tutkunuyum. Ben (bitter) çikolataya hayır diyemeyenim. Sana O’nunla ilgili her şeyi anlatmak istiyorum. Beni nasıl cezp ettiğini beni nasıl ele geçirdiğini, zihnimi nasıl altüst edip mucizevî bir şekilde düzenlediğini. Nereden nasıl geldiğini sana her şeyi anlatmak istiyorum. Benimle tutkularımı paylaşır mısın? Sana baştan çıkarıcı sırlar vaat ediyorum. Yol arkadaşım olur musun ben sana beni esir almış ruhumu eline geçirmiş bedenimi bağlamış kakao kokulu günahlarımı itiraf ederken…

Posted in BitterBetty, Yazar KöşesiComments (0)


En Beğendiğiniz Çikolata Markası ?

  • Ülker (32%, 87 Votes)
  • Tadelle (16%, 43 Votes)
  • Elit (15%, 41 Votes)
  • Eti (12%, 33 Votes)
  • Melodi (10%, 27 Votes)
  • Şölen (8%, 22 Votes)
  • Mabel (7%, 19 Votes)

Total Voters: 272

Loading ... Loading ...

Takvim

Kasım 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  

Arşivler

bulut sunucu web hosting