Tag Archive | "çikolata aşk"

Kakaonun ecele faydası var mı?

Çikolata Cadısı Beti yağmurlu günlerde kendini yarı açık alışveriş merkezine atıp kankasıyla sinemaya gitmeye bayılır. Bunun ne ıslanmadan açık havada dolaşabilmemle alakası var, ne yanımdaki en yakın kız arkadaşımın harika film değerlendirme kapasitesi ile ne de buradaki sinemanın konforu ile. Bunun sadee çıkışta tatlı yemekiçin bir çok alternatifi sahibi olmamızla alakası var. Yoksa neden gece 11’de bizi sarsan bir filmden çıktıktan sonra kendimizi hemen sinemanın karşısındaki cafeye atalım ki? Çünkü bir çikolata cadısı kakao ile yaşar. Damarlarında çikolata akar, kalbi çikolata ile çarpar. Aşık olduğu adamı öperken nutella mısın sen diye sorar. Biz de tüm bu sebeplerden dolayı önlenemez tutku dozumuzu alıp filmi tartışmak için soğuk havada ufoların altına attık kendimizi.

Sufle mi? Şu mu? Bu mu? Karar veremedik bir türlü Derken alkollü kahvelerimiz geldi. Tek istediğimiz kakaonun hemen kanımıza karışması. Sevgili kankam gel paylaşlım şunu dedi ve uzun tırnaklı tuhaf renkli ojeli parmağını dolgun ve ihitşamlı bir pastanın üzerine koydu. Tecrübeyle sabittir içinde kakao varsa ve görüntüsü de güzelse kesin tadı seni çıldırtır. Ayrıca kendisi tam bir hedonisttir, zevkine hep güvendim hiç bir zaman da pişman olmadım.

Gelen dağ gibi tatlıya bakakalan iki kadim dost o anda yıllardır aramızda geliştirdiğimiz telepatik iletişimimiz sayesinde diğerinin ne düşündüğünü anında anladık ‘Allah’ım ne olur 20 yıldır devamlı başlayıp başlayıp devamlı btiremediği reijimlerinden birinde olsun, ne olur ne olur ne olur’ sonra ikinci düşünce geldi ‘ne yedi bu akşam yemeğinde, hay Allah çok da yemedi, aç olmasa bari’.

İkimizin de önünde birer temiz beyaz tabak, aramızda altı ıslak kakaolu kek, arada vanilyalı kesme dondurma, üstü lezzetten çatlamış daha da ıslak bir kek, çikolata damlaları saçılmış, bitter sosa bulanmış bu üş katı lezzet tepesine bakıp duruyoruz. En tepesindeki nanelere mana veremiştik onu da yiyince anladık, tatlının adı Çikolatalı Karayip Katları, Güney Amerika’da geçen bir film izlemişiz Volaareee uuuhuuu şarkısını söylüyoruz ve bu tatlı cebren ve hile ile garson tarafından masamıza getirliyor. Ortamızda duruyor. Bizim kaderimiz olmalı.

İlk parçalarımızı iyi aile kızları olarak edepli bir şekilde kesip adabına göre ağzımıza attığımızda ikimizin de aynı hisleri yaşadığımıza eminim. Gözlerimi kapttığımda hala az önce son filmini izlemiş olduğum aktörle beraber kırmızı bir çift morotlu uçağın içinde okyanusun üzerinde uçuyoruz. Fonda çalıyor; Voolaareee huu huuuu. Ah yuttum hemen bir parça daha, hemen hemen hemen :) Mmmhhh ben ve Johhny ufuk çizgisine doğru gidiyoruz. Dünya yansa umurumda değil. İşte o anda bir anda sevgili dostuma dönüp diyorum ki; ‘ Biliyor musun Triggerwitch, ben bu tatlıyı seninle paylaşmaktan çok mutlu oluyorum’. Gözlerimin içine şaşkın şaşkın bakyor, endişeli sanki. ‘Beti ben senin daha önce ne bir parça çikolatayı ne de çikolatayı herhangi bir şeyi paylaştığını görmedim’.

Bizim kakao ile sağlamlaşan dostluğumuz var ve o bitirmeden benim de acilen çatalımı daldırmam gerek.

Süpürgem ve ben şehrin hatta kıtanın sunduğu tüm kakaolu lezzetlere uçmaya ve onları denemeye devam edeceğiz, bunu da her zaman önce minik çikolata çetemizle sonra da siz çikolata canavarlaı ile paylaşmaya devam edeceğiz.

Çikolata ile kalın…

Posted in BitterBettyComments (0)

Aşkın esaretinden kurtulmak mümkün mü ? Peki ya tutkununkinden?

Gözlerim yanıyor, nefes nefeseyim çok ağladım çok koştum. Sevdiğin ayakkabımın topuğu kırılmış bileğimi o ara burkmuş olmalıyım. Ciğerlerim içten içe köz gibi yanıyor. Her nefes alışımda kaburgalarım çatırdıyor sanki. Tenim bana dar geliyor, kemiklerim kısa, nefesim az. Beyaz ince ipekli o bol kesim atletim var üzerimde, bana sürpriz yapıp aldığın. Ama üzerime yapışmış sanki şimdi, nefes almamı engelliyor, boğuyor beni. Neden koşuyordum peki ben böyle deli gibi? Tanrı’m! Neler oldu böyle? Düşün Beti düşün. Neden buradasın? HAYIR!!! Nasıl yaptım bunu ben? Ya da neden diye mi sormalıyım önce? Nedenini sorduğumda, sebebini aradığımda kendime kızdım bak; nasıl daha önce yapmadım bunu!

Hissediyordum, sezinliyordum, farkediyordum, tüm detayları aslında içimde bilincimin gerisinde bir yerlerde biliyordum. Herşeyin farkındaydım bir tek şey hariç. Bütün bunları aslında bildiğimin, gururumu yutup kabullendiğimin ve acınası da olsa bu oyuna deva ettiğimin.

Ne zaman odaya girip o liörlü çikolata kutusunu gördüm. Yatağın kenarında yerde, kırmızı kapağı fıraltılıp atılmış, ambalajlar yırtılıp sağa sola saçılmış, pembe kurdele yatağın başıda. O ana kadar içten içe biliyordum. Sessiz telefonlardan, sinemada mesajlaşmalardan, geri dönmeyen aramalardan. İnce parfüm kokusu vardı hayır onunki değil, suçluluğununki. Utanmadan ona benim parfümümü hediye ettin değil mi? Bana aldığın, benim sevdiğim, beni mutlu eden likörlü çikolataları aldın ona da. Aynı kutu, aynı kurdele, aynı marka. Benim sana yeni evin için hediye ettiğim kadehlerde tatildeyken alıdığımız pembe köpüklü şarabı onunla mı içtin? O çikolataları yerken bana sarıldığın gibi mi sarıldın ona? Aynı oyunları mı oynadın? Benim başrolünü oynadığım bu sahneye bir figüranı mı çıkarttın sen? Hatta tek bir figüran mıydı? Yoksa… yoksa sen!!!

HAYIR!!! Divası olduğum bu sahneye benden başkasını çıkartamazsın. Benim için yazıldığını söylediğin bu senaryoya başkasını koyamazsın. Buna izin vermiyorum. Ve başka bir son yazıyorum. Aklımda olandan farklı çok farklı, kalbimi yırtan kanatan ama atması için şart olan bir son. Bu sahneyi kapatacağız. Sen ve ben kırmızı kadife perdelerin üzerindeki tozun altında bile kalmayacağız. Hiç yaşanmamış olacağız, hiç tanışmamış, hiç sevmemiş, hiç aşık olmamış olacağız. Başka yolu var mı?

Meğerse içten içe kendimi bu sona hazırlamışım. Yaşamanın mümkünatını zorlarım sanıyordum oysaki. Dua ederken Tanrı beni senden önce alsın diye yakarıyordum hep. Senin yokluğuna katlanamayacağım için. Sensiz hayatın sakat, yoksun ve zavallı olacağını sandığım için. Nasıl da hazırmışım bak. Canım yandığından mı? Şoktan mı? Bildiğimi şeylerin hani nefesin bittiğinde dipten bir anda suyun yüzeyine çıkması gibi bilincimin ışığından yanmasından mı? Kadın olduğum için mi? Yoksa sana duyduğum bu tutkunun bir anda kesilmesinden mi? Vücudunun bir parşasını kaybetmek gibi. Denizin dibinde nefes almak gibi. Bana aittin hani, benim, benim için? Aşkın aslında kocaman bir ilüzyon olduğunu, aslında sana değil ama aklımda yarattığım sana taptığımı bildiğim için mi bu kadar kolay? Bak nefes alıyorum, nasıl ben de bilmiyorum ama alıyorum. Hissediyorum. Kızdırılmış bir avcı bıçağı sanki omurgamın kenarından gimiş kaburgalarımı zorluyor ama ölmüyorum, ama nefes alıyorum.

Eve girdiğim anda yüzündeki ifade… Eminim senin şaşkınlığının benim yüzümde yarattığı sersemlik daha fazlaydı. İkimiz de karşılıklı durup birbirimizin şaşkınlığını izledik, kısırdöngü gibi. Telefonun kapalıydı, sandım ki o büyük projenin bitmesi için kapadın gene kendini. O zaman dedim bu sefer ben bir sürpriz yapayım sevdiğim adama. Sevdiğin çikolatalı ve vişneli dondurmayı aldım. Şımarıp kollarında gerinmek için geldim. O ben girerken apartmandan çıkıyordu. Sarı saçları, sıska vücudu ve beyaz teniyle. Yürüyen bir limonlu cheesecake gibi soğuk. Hafifçe kendi parfümümü hissettim. Esmer kadınların parfümü o sevgilim. Moccha saçları bronz tenini döven kadınların. Buz mavisi gözleriyle içini donduranların değil, kahve çekirdeği gözleriyle kalbine sıcak çikolata gibi damlayanların.

Ve sen SEN SEN SEN beninm likörlü çikolatalarımı bu kadına mı verdin??? Onu benim sevdiğim şeylerle mi besledin? Ondan bir Beti yaratmak yerine neden Beti’yi daha çok sevmedin? Açma o telefonu o arıyor görüyorum. Ya da aç. Söyle ona ne kadar kötü bir kopyamı yarattığını söyle.

Nasıl cesaret ettin? Hangi akıl? Hangi mantık? Hangi şuur? NASIL NASIL NASIL???
Neden neden neden neden? Beni neden sevmeyi bıraktın? Bende olmayan ne verdi sana o? Benim eksikliğim neredeydi bana söyleyemeden beni başka kadınlarda kopyaladın? HAYIR SUS. Eksik olan ben değilim. Kalbinin ortası yokmuş meğerse senin. Bunun başka nasıl bir açıklaması olabilir ki? Ben bir hata yapmadım. Sen yalnızken ben yanındaydım, sen ne zaman arasan, çağırsan, ihtiyaç duysan, üzülsen, kızsan, sevinsen, kutlasan, kavga etsen ben senin yanındaydım. Gözlerindeki minik yeşil parçalara dalıp hayal kurar, şükrederdim, çillerini sayardım hakkında her ayrıntıyı bilmek için, sen uyurken uykum kaçmışsa eğer nefesini dinlerdim ninni diye. O kadar seviyordum seni. Likörlü çikolataları da senden sonra bu kadar çok sevmeye başladım. Onları yemek de seni sevmek gibiyidi çünkü. Önce bitter katmanı dilim ve damağımın arasında yavaşça eritirdim, kakaolu parça bir noktada daha çok incelirdi, orayı hafifçe dişleyip likörün ağzımın içinde yayılıp belli belirsiz dilimi damağımı uyuşturması gibiydi sana aşık olmak. Lezzetli, sarhoş edici, hep başka tatlarla. Ve sen benim aşkımın minik monümentlerini ona ellerinle beslediğinde o da bunun tadını çıkarttı mı?

Karşında durmuş, tüm bunları monolog yapmış, sıcak bir hayvanat bahçesinde esir bengal kaplanı gibi salonun içerisinden yürüken, sen gözlerinle daha hızlı başınla daha yavaş beni takip ediorsun. Beyaz kanepenin ucunda rahatsız bir şekilde oturmuş, ellerinle tırnaklarını çekiştirip kotunun paşalarına dlanan yalın ayaklarını sinirili bir şekilde yere vurarak beni dinliyorsun. Onlarca soru sorum sana. Neden cevap vermiyorsun? Seçmen gerekse kimi seçerdin acaba düşünüyorum. İstediğin gibi kontrol edip bedenini benim şeklime soktuğun o kadını mı? Yoksa tutkumdan deliler gibi korktuğun beni mi? Artık ne önemi var? Benim suçum değil ne yazık ki. Senin hatan. Kendimden çok sevdiğim senin hatan.

Bak mutfak masasının üzerinde ne duruyor! O minik chocolatier’e gitmiştik seninle.Girişte Minerva’nın minik bir heykeli vardı. Sana ‘Bak’ demiştim. ‘Çikolatadan bir Minerva’ en sevdiğim tanrıçalardan biri, çikolatan. Satın almak istemiştin onu benim için, ama görevli onun satılık olmadığını söylemişti. Benim üzüldüğümü görünce kalbin burkuldu sanmıştım. Daha da çok üzülmüştüm. Ah baksana aslında biz aşk değil bir kısırdöngü yaşamışız. Ne tuhaf. Yarım saat önce asla kabul etmezdim bunu, Dünyanın en farklı en güzel aşkıydı bizimkisi, oysa ki herşey apaçık ortadaymış. Gözümdeki perde ile görmeyi reddetmişim ihanetlerini. Sonra Brügge’de çektirdiğimiz o fotoğrafı götürmüşsün oraya, benim yüzümün sol yanı saçlarımın altında, sağ tarafı senin yüzüne gömülü, belli belirsiz dudaklarımız değiyor. İkimizin de gözleri kapalı. Çikolataya kazıtmışsın mutlu olduğumuz o anı. Minik heykeli ne zaman verecektin bana? Benim bitter gözlerimin o kadını öpmene şahit olmalarına izin verdikten sonra mı? Bu kadar mı umursamadın beni?

Bir an bile düşünmedim. Kehyeli aldım kaldırdım ve tüm gücümle sana doğru fırlattım.Kendimi bir su balerini gibi hissettim o an. Saçlarım yavaşça uçutu. Sen ayağa kalktın, heykel alnına çarptı. İkiniz de yere düştünüz. O donmuş mutluluk anı, yere çarptı, binerce kakao topağına ayrıldı yerler damla çikolatadan anılarımızla kaplandı.

Ve ben çıktım, ve ben koştum, ve ben şu anda bu duvara yaslanmış seni mi, kendimi mi, onu mu suçlamalıyım bilmiyorum. Benim aşımla başka bir kadını beslediğin için sana mı? Senin çevirdiğin tüm dolaplar alenen gözümün önündeyken bunları anlamayı reddettiğim, kendimi sana kurban ettiğim için bana mı? Yoksa tüm bunları bilerek karakterini ve bedenini ondan bir ben yaratman için sana açan o kadına mı?

Tüm bu sorular yanıtsız kalacak. Herşey öylece kalacak. Zamanla heykelimizin parçalanması gibi tozlara dönüşecek. Elimizde aşkımızın kanıyla hayatlarımıza devam edeceğiz. Ben bir daha likörlü çikolata yemeyeceğim.

Posted in BitterBetty, Yazar KöşesiComments (0)

Aşk kelebeğin, kanatlarına kakaodan çizilmiş desenler kadar kırılgan…

Kelebeğin ömrü bir gün derler. Aşkınki ne kadar?

Sen beni öpene kadar mı? Ya da elime değene kadar? Sevişmeye alışana kadar mı? Gidene kadar mı? Gittikten sonra da devam eder mi? Bittikten sonra başkasının saçlarını koklarken hala bana aşık olabilir misin? Ya da karanlıkta benim elimi okşarken belki hala ona aşıksındır. Sen yatakta hala uzanırken incecik otel çarşafına sarılmış, ben otel havluları ile yarı ıslak yarı yorgun yarı mutlu yarı hala ona aşık olabilir miyim? Söylesene bana aşkın ömrü ne kadar?

Kaçıp gidebildiğinde bitiyor mu? Yoksa eski hikayenin çamurlu nehrinde küreklerin dibe saplanmışken sen boğulmak üzereyken ve hala hareket etmeye çalışıyorken sana uzanan o iskeleden karadaki sakin eve geçmeni engelleyecek kadar uzun mu? Sen gözlerimin içine bakarak rakını yudumlarken ben şımarıklığımdan seni ve garsonları bezdirip getirttiğim Karam parçasını kemirirken (hatırlıyor musun? o uzak tepelerle Karadeniz’in kıyısına sıkışmış balıkçının kasabasında sadece o vardı) gözlerimin içine baktığında başladığına yemin edebilirim oysa.

Ne zaman başlar ne zaman biter AŞK?
Başlar mı? Hissedebilir misin başladığı anı? O rakı içtiğin an gibi. Korkmuştum oraya giderken, köpekler arabanın etrafında havlarken ben inmekten korkup senin koluna sarılmıştım, su içmek istemiştim fakat arabada yoktu. İnmene izin vermemiştim, sen de benim şaşkın bakışlarım içerisinde çantamı kucağına alıp hiç açılmayan fermuarlı gözden bitter Tadellemi çıkartıp elime tutuşturmuştun, ‘Hazinenin yerini biliyorum Kaptan’ demiştin bana. Çikolata barından mı bahsediyordun yoksa başka bir şeyden mi?

İlk yalnız olduğumuz gece gibi bana sürpriz yapmak için yastığın üzerine o uzak ülkenin o zor bulunan bitter kalıbını koydurmuştun. Biliyordun bir şekilde. Beti şaşkın Beti mutlu paketi parçalarcasına açarken bir şişe şampanya çıkartıp hiç anlamadığım bir yerden patlatmıştın.

Sonra ne oldu?

Mavi ışıkların altında eski sevgilini gördün kocaman bir fudge cake’i öpmekten hoşlandığım dudaklarına bulaştırırken. Sana bağırırken elimdeki sıcak çikolatayı beyaz paltoma döküp lekeye mi yoksa kaybolan yuduma mı üzüleceğimi bilemeyip ağlamaya başladığım an mı? O zaman mı bitti?

Tanımadığım adam ile market rafında kalan son chilly chocolate bar için atışıp konuşmaya başlayıp alışveriş merkezinin otoparkında paketlerimi arabamın bagajına koymama yardım ederken kendi bitter Sarellesi’ni bana verdiğinde tesadüfen annenin karşıma park ettiği ve seni arayıp haber verdiği an mı? Annen zaten hiş sevmedi ki beni. Evet bazen konuşuyoruz hala o adamla. Sen gittin o varla yok arası.

Kavga ettikten sonra şiddetle beni kendine çektiğinde elimdeki Nutella kavanozunu yere düşürüp parçalayıp ayaklarımı kestiğimi seviştikten sonra fark ettiğimizde mi aşkı yaşadık biz?

O dağ başındaki otelde bütün gün karların içinde süzüldükten sonra yorgun argın otele gelip kendimizi restorana atmıştık. Herkes şıkır şıkır giyinip yemek salonunda salınırken biz kayak kıyafetlerimiz ile mutluyduk. İkimiz sen ve ben. Ben unutmuştum doğum günüm olduğunu senin Foodie’den (hala bana fark ettirmeden nasıl getirdin onuı İstanbul’dan oraya anlamıyorum) aldığın neredeyse saf kakao olan pasta geldiğinde ellerimizle yemiştik. Nasıl ayıplamıştı insanlar ve ben nasıl mutlu elime dudaklarıma burnuma yanaklarıma bulaştırmıştım :) sen bir parmak krema alıp özellikle burnuma sürmüştün kızmıştım sana ama silmemiştim de onu. Odamıza çıkıp duşa girene kadar burnumda kremayla dolanmıştım ortalıkta. Aşkı kokluyordum sanki her gittiğim yerde. Aşkın kokusunu takip ediyordum.

O gecenin sabahı mıydı? Kankam dediğin kızın aslında eski sevgilin olduğunu sen uyurken telefonuna gelen çıplak resmini görünce anlamıştım. Pek de aslında eski sevgilin olmadığını. Hırsla eşyalarımı toplayıp seni orada bırakıp arabaya atlayıp İstanbul’a dönmüştüm. Bir daha konuşmadık. Seni onunla gördüm sonra, deniz kenarındaki o semtte. Aynı tabaktan beyaz çikolatalı kek kaşıklıyordunuz. Onun içinde tutku yok sevgilim, kakaosuz o. O sahte; adı, etiketi var, menüde bir sırası… Kakao gibi baştan çıkartmıyor seni o. Havalı geliyor ama ağzında yağ tabakası var biliyorum. Son yediğimiz kakao kreması sonrası gibi sevişmiyorsunuz onunla.

İçinde kakao olmayan sahte çikolatalar tadıyorsun şimdi hayattan kaçırdıkların için üzgünüm. Yol boyunca ağlayıp beddua ederken ilk bakkalda bulduğum o bitter Toblerone’u emerek kadim dostumun evine vardım. Ağlayarak içeri girdim onun dizlerine yatmış ağlarken çalan telefonu açacak takatim yokken viskinin yanında bitirdim o Toblerone paketini bitirdim, içimde sana olan tüm aşkımla beraber.

Aşk kelebeğin kanatlarına kakaodan çizilmiş desenler kadar kırılgan, nefesimdeki çikolata kokusunun rahiyası kadar uçucu. Sen gittin o kaldı hayatımda. Eğer bozmak istemiyorsam o büyüyü dikkatli uçmam gerekiyor senin kollarına. Hırpalamadan sevmen gerek beni büyüyü bozmamamız için.

Gerçi sen kanatlarımı yırttıktan sonra üzerindeki desenler neye yarar, değil mi?

Öyle düşünme sevgilim, ben o kakao tozlarından yeniden doğuyorum. Her seferinde daha aşık her doğuşumda daha AŞK.

Posted in BitterBetty, Yazar KöşesiComments (2)

Çikolata öpüşmeden zevkliymiş

Çikolata ağızda erirken alınan zevk, öpüşmenin verdiği zevkin tam dört katı daha fazla.

Çikolata yemenin öpüşmekten daha fazla heyecan ve zevk verdiği belirlendi. Middlesex üniversitesinin çiftler üzerinde yaptığı araştırmaya göre, çikolata ağızda erirken alınan zevk, öpüşmenin verdiği zevkin tam dört katı. Ananova internet sitesindeki habere göre, çikolata kalp atışlarını iki katına çıkarıyor ve beyinde heyecan dalgası yaratıyor. Middlesex üniversitesinden David Lewis, sonucun kendilerini şaşırttığını belirterek “Uyarıcı maddeler içerdiği için çikolatanın kalp atışlarını artırmasını bekliyorduk, ancak bu sürenin uzunluğu ve beyindeki güçlü etki şaşırtıcı” dedi. Araştırmada, çikolatanın ağızda eridiği anda yarattığı etkiyi saptamak amacıyla, kalp ve beyindeki hareketleri izlemek için gönüllüler bazı cihazlara bağlandı. Araştırma sonucunda, çikolata yemenin beyni öpüşmeye göre daha aktif hale getirdiği, kalp atışlarının dakikada 60′tan 140′lara kadar çıktığı belirlendi.

Posted in Sağlık HaberleriComments (0)

Benim kalbim çikolatadan bir kuş gibi :) kanatlarını çırptıkça leziz kokular yayan…

Benim kalbim çikolatadan bir kuş gibi :) kanatlarını çırptıkça leziz kokular yayan…

Eskiden yazdıklarımı yırtar atardım. Hırs duyardım, yerde dağılmış duran kalp kırıkları topuklarıma battıkça derimden içeri girip bacaklarımdan yavaşça yukarı çıktıkça, aç karınına içilen ilk yudum şarabın sıcaklığı gibi vücudumda yayıldıkça gözlerimden yaşlar gelirdi. Kalbim kaburgadan kafesinin içinde minik bir kuş gibi çırpındıkça çıkış arayıp bulamadıkça, engellere çarpmaktan hep daha fazla yaralandıkça hep ölür bu sefer sanırdım.

Hiç ölmedi. Şarkıdaki gibi pırpır ederken canlanır yeniden uçar gene kafese sıkışır ve herşey yeniden başlar.

Aşk nedir? Bir kere gelmiyor kalbe bunu bilecek kadar yara aldım artık. Kapının her çalışında daha da hevesli kalkıp gider oldum sanki. Haydi oynayalım bu sefer kazanacağız. Hep bir umut. Çünkü aşk bana o ılık, egzotik meltem gibi geliyor. Sıcak kumsal kokusu, hanımelleri, yaseminler ama hepsi karların üzerinde masmavi gökyüzünün altında parlak ama göz kamaştırmayan, yumuşak ve kucaklayıcı. Eğer aşık olmak istiyorsa kalbim her şeye kanabilirim, bahanemi yaratıp damla damla eriyebilirim. Aşk kapıdadır bazen. Bazen sadece rüzgardır.

Hani soğuk gecede canın evde kalmak istemez dışarısı soğuktur, yalnızsındır loş ışıklarının içerisinde. Kakao aromalı mumlar yakarım ben o zaman. Keyfim çok kaçıksa kendime bir banyo hazırlarım. Köpükler içinde çikolata aromalı. Sıcacık suyun içerisine girerken tenin yanar ama gene de girersin. İşte aynen öyle aşık olurum. Yavaş yavaş temkinli ama yanarak ama acıyarak ama karşı koyamadan. O gücü bulamadan.

Sonra tamamen gömerim kendimi suya bırakırım o en sevdiğim koku bana hayal kurdursun. İki ayrı hayal mekanım vardır eğer kendi düşümü kuracaksam. Zihnim çok doluysa hali hazırda kurulmuş bir hayali kullanırım. Fransa’da yüksek tepelerde geçen o çingene hikayesinin filmi. Hani insanların kalpleri soğuktur, kapalıdırlar filmde, o kadın gelir sonra, yavaş yavaş hissettirmediği bir hırsla çikolatalarını yapar. Kalpler de onun sıcaklığı ile yumuşar. Getirdiği Mayaların gizemleridir buram buram kakao kokan, ilaç olan, deva olan. Gülümsemeden geçmiş göz kenarları kırışır kaz ayakları görünmeye başar yavaş yavaş. Sonra erkek gelir tüm cazibesiyle hani bitter nougatın üzerindeki saf kako tozu gibi alev alev olur her yer. Doğarlar, ölürler, başlar ve biterler. Aşka inancımı ne zaman yitirsem sarp kayalarla çevrili dağ kasabasının nasıl güneşlendiğini düşünürüm aşkla ve aşkı çağıran çikolatayla. Bu akşam da kendimi içine attım çikolata kokan kaynar suların bunları düşünüyorum. Kapıda biri mi var? Kar fırtınasını dindirip karları, toz şeker kıvamına getirir mi?

Bu akşam mühim konular var düşünecek. O zaman hayatımda bana verilen en güzel hediyenin paketini açabilirim. Taa romansın şehrinden o geldi bana; %70 kakao eritilmesi gereken. Kapının tıkırdamasını dinleyip acaba biri mi ar yoksa rüzgar mı düşünebilirim.

Kuş yaralarını sardı, Mayalar iyileştirici reçetelerini bırakı biz fanilere. Kalbim de hediyem gibi. Buz gibi fondü kabına bırakmakta bir mahsur görmüyorum. Biliyorum eriyecek, yavaş yavaş, sıcacık alevler aşağıdan ısıttıkça. Ben-mari usulü eriyecek benim kalbim bu kakao kalıbı gibi. Yumuşacık olacak sıcacık. Şimdiki katılığından, acılığından eser kalmayacak o zaman işte.

Ben biliyorum aşık olmayı, kalbimin fondüsüne çilekler, üzümler bandırıp sosunu dudaklarımdan akıtarak yemeyi biliyorum. Bazen parmaklarımı sıcak ergimiş çikolataya banarak – yansalar dahi umursamayarak – yemeyi biliyorum. Parmaklarımı emerken, bayram şekerlemelerini çalıp, küçük hazinesini Barbie evindeki dolaplara saklayıp arada sırlarını yiyen o yaramaz kız gibi kikirdemeyi biliyorum. benim kalbim çikolatadan bir kuş gibi :) kanatlarını çırptıkça leziz kokular yayan toz kakoları savuran minik bir kuş. Kapıda kimse var mı?

Gelebilirsin, ateşin başındayım. Açık koyu kakao kokan mumların ortasında. Yeni çıktım kakao köpüklerinden. Nefesim kaçak yediğim çikolata gibi kokuyor. Sütlü fındıklı. Eğer sen de benim kadar seviyorsan, eğer sen de bu sert tadı almaktan hoşlanıyorsan, birazcık yanmaktan, azıcık can acısından korkmuyorsan, gel. Sana da siner bu yabancı koku zamanla, tanışırsın seversen ne ala.

Hayat iyi kabarmış bir souffle gibi duruyor önümüzde. İçinde o baş döndürücü sosu yanında kreması ve pudra şekeriyle. Ellerimle yapabiliyorum bunu ben, yemeyi biliyorsan ve iştahlıysan gel. Paylaşalım. Sana önerecek en saf teklifim…

Posted in BitterBetty, Yazar KöşesiComments (0)


En Beğendiğiniz Çikolata Markası ?

  • Ülker (32%, 87 Votes)
  • Tadelle (16%, 43 Votes)
  • Elit (15%, 41 Votes)
  • Eti (12%, 33 Votes)
  • Melodi (10%, 27 Votes)
  • Şölen (8%, 22 Votes)
  • Mabel (7%, 19 Votes)

Total Voters: 272

Loading ... Loading ...

Takvim

Eylül 2017
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Arşivler

bulut sunucu web hosting