Aşkın esaretinden kurtulmak mümkün mü ? Peki ya tutkununkinden?

Gözlerim yanıyor, nefes nefeseyim çok ağladım çok koştum. Sevdiğin ayakkabımın topuğu kırılmış bileğimi o ara burkmuş olmalıyım. Ciğerlerim içten içe köz gibi yanıyor. Her nefes alışımda kaburgalarım çatırdıyor sanki. Tenim bana dar geliyor, kemiklerim kısa, nefesim az. Beyaz ince ipekli o bol kesim atletim var üzerimde, bana sürpriz yapıp aldığın. Ama üzerime yapışmış sanki şimdi, nefes almamı engelliyor, boğuyor beni. Neden koşuyordum peki ben böyle deli gibi? Tanrı’m! Neler oldu böyle? Düşün Beti düşün. Neden buradasın? HAYIR!!! Nasıl yaptım bunu ben? Ya da neden diye mi sormalıyım önce? Nedenini sorduğumda, sebebini aradığımda kendime kızdım bak; nasıl daha önce yapmadım bunu!

Hissediyordum, sezinliyordum, farkediyordum, tüm detayları aslında içimde bilincimin gerisinde bir yerlerde biliyordum. Herşeyin farkındaydım bir tek şey hariç. Bütün bunları aslında bildiğimin, gururumu yutup kabullendiğimin ve acınası da olsa bu oyuna deva ettiğimin.

Ne zaman odaya girip o liörlü çikolata kutusunu gördüm. Yatağın kenarında yerde, kırmızı kapağı fıraltılıp atılmış, ambalajlar yırtılıp sağa sola saçılmış, pembe kurdele yatağın başıda. O ana kadar içten içe biliyordum. Sessiz telefonlardan, sinemada mesajlaşmalardan, geri dönmeyen aramalardan. İnce parfüm kokusu vardı hayır onunki değil, suçluluğununki. Utanmadan ona benim parfümümü hediye ettin değil mi? Bana aldığın, benim sevdiğim, beni mutlu eden likörlü çikolataları aldın ona da. Aynı kutu, aynı kurdele, aynı marka. Benim sana yeni evin için hediye ettiğim kadehlerde tatildeyken alıdığımız pembe köpüklü şarabı onunla mı içtin? O çikolataları yerken bana sarıldığın gibi mi sarıldın ona? Aynı oyunları mı oynadın? Benim başrolünü oynadığım bu sahneye bir figüranı mı çıkarttın sen? Hatta tek bir figüran mıydı? Yoksa… yoksa sen!!!

HAYIR!!! Divası olduğum bu sahneye benden başkasını çıkartamazsın. Benim için yazıldığını söylediğin bu senaryoya başkasını koyamazsın. Buna izin vermiyorum. Ve başka bir son yazıyorum. Aklımda olandan farklı çok farklı, kalbimi yırtan kanatan ama atması için şart olan bir son. Bu sahneyi kapatacağız. Sen ve ben kırmızı kadife perdelerin üzerindeki tozun altında bile kalmayacağız. Hiç yaşanmamış olacağız, hiç tanışmamış, hiç sevmemiş, hiç aşık olmamış olacağız. Başka yolu var mı?

Meğerse içten içe kendimi bu sona hazırlamışım. Yaşamanın mümkünatını zorlarım sanıyordum oysaki. Dua ederken Tanrı beni senden önce alsın diye yakarıyordum hep. Senin yokluğuna katlanamayacağım için. Sensiz hayatın sakat, yoksun ve zavallı olacağını sandığım için. Nasıl da hazırmışım bak. Canım yandığından mı? Şoktan mı? Bildiğimi şeylerin hani nefesin bittiğinde dipten bir anda suyun yüzeyine çıkması gibi bilincimin ışığından yanmasından mı? Kadın olduğum için mi? Yoksa sana duyduğum bu tutkunun bir anda kesilmesinden mi? Vücudunun bir parşasını kaybetmek gibi. Denizin dibinde nefes almak gibi. Bana aittin hani, benim, benim için? Aşkın aslında kocaman bir ilüzyon olduğunu, aslında sana değil ama aklımda yarattığım sana taptığımı bildiğim için mi bu kadar kolay? Bak nefes alıyorum, nasıl ben de bilmiyorum ama alıyorum. Hissediyorum. Kızdırılmış bir avcı bıçağı sanki omurgamın kenarından gimiş kaburgalarımı zorluyor ama ölmüyorum, ama nefes alıyorum.

Eve girdiğim anda yüzündeki ifade… Eminim senin şaşkınlığının benim yüzümde yarattığı sersemlik daha fazlaydı. İkimiz de karşılıklı durup birbirimizin şaşkınlığını izledik, kısırdöngü gibi. Telefonun kapalıydı, sandım ki o büyük projenin bitmesi için kapadın gene kendini. O zaman dedim bu sefer ben bir sürpriz yapayım sevdiğim adama. Sevdiğin çikolatalı ve vişneli dondurmayı aldım. Şımarıp kollarında gerinmek için geldim. O ben girerken apartmandan çıkıyordu. Sarı saçları, sıska vücudu ve beyaz teniyle. Yürüyen bir limonlu cheesecake gibi soğuk. Hafifçe kendi parfümümü hissettim. Esmer kadınların parfümü o sevgilim. Moccha saçları bronz tenini döven kadınların. Buz mavisi gözleriyle içini donduranların değil, kahve çekirdeği gözleriyle kalbine sıcak çikolata gibi damlayanların.

Ve sen SEN SEN SEN beninm likörlü çikolatalarımı bu kadına mı verdin??? Onu benim sevdiğim şeylerle mi besledin? Ondan bir Beti yaratmak yerine neden Beti’yi daha çok sevmedin? Açma o telefonu o arıyor görüyorum. Ya da aç. Söyle ona ne kadar kötü bir kopyamı yarattığını söyle.

Nasıl cesaret ettin? Hangi akıl? Hangi mantık? Hangi şuur? NASIL NASIL NASIL???
Neden neden neden neden? Beni neden sevmeyi bıraktın? Bende olmayan ne verdi sana o? Benim eksikliğim neredeydi bana söyleyemeden beni başka kadınlarda kopyaladın? HAYIR SUS. Eksik olan ben değilim. Kalbinin ortası yokmuş meğerse senin. Bunun başka nasıl bir açıklaması olabilir ki? Ben bir hata yapmadım. Sen yalnızken ben yanındaydım, sen ne zaman arasan, çağırsan, ihtiyaç duysan, üzülsen, kızsan, sevinsen, kutlasan, kavga etsen ben senin yanındaydım. Gözlerindeki minik yeşil parçalara dalıp hayal kurar, şükrederdim, çillerini sayardım hakkında her ayrıntıyı bilmek için, sen uyurken uykum kaçmışsa eğer nefesini dinlerdim ninni diye. O kadar seviyordum seni. Likörlü çikolataları da senden sonra bu kadar çok sevmeye başladım. Onları yemek de seni sevmek gibiyidi çünkü. Önce bitter katmanı dilim ve damağımın arasında yavaşça eritirdim, kakaolu parça bir noktada daha çok incelirdi, orayı hafifçe dişleyip likörün ağzımın içinde yayılıp belli belirsiz dilimi damağımı uyuşturması gibiydi sana aşık olmak. Lezzetli, sarhoş edici, hep başka tatlarla. Ve sen benim aşkımın minik monümentlerini ona ellerinle beslediğinde o da bunun tadını çıkarttı mı?

Karşında durmuş, tüm bunları monolog yapmış, sıcak bir hayvanat bahçesinde esir bengal kaplanı gibi salonun içerisinden yürüken, sen gözlerinle daha hızlı başınla daha yavaş beni takip ediorsun. Beyaz kanepenin ucunda rahatsız bir şekilde oturmuş, ellerinle tırnaklarını çekiştirip kotunun paşalarına dlanan yalın ayaklarını sinirili bir şekilde yere vurarak beni dinliyorsun. Onlarca soru sorum sana. Neden cevap vermiyorsun? Seçmen gerekse kimi seçerdin acaba düşünüyorum. İstediğin gibi kontrol edip bedenini benim şeklime soktuğun o kadını mı? Yoksa tutkumdan deliler gibi korktuğun beni mi? Artık ne önemi var? Benim suçum değil ne yazık ki. Senin hatan. Kendimden çok sevdiğim senin hatan.

Bak mutfak masasının üzerinde ne duruyor! O minik chocolatier’e gitmiştik seninle.Girişte Minerva’nın minik bir heykeli vardı. Sana ‘Bak’ demiştim. ‘Çikolatadan bir Minerva’ en sevdiğim tanrıçalardan biri, çikolatan. Satın almak istemiştin onu benim için, ama görevli onun satılık olmadığını söylemişti. Benim üzüldüğümü görünce kalbin burkuldu sanmıştım. Daha da çok üzülmüştüm. Ah baksana aslında biz aşk değil bir kısırdöngü yaşamışız. Ne tuhaf. Yarım saat önce asla kabul etmezdim bunu, Dünyanın en farklı en güzel aşkıydı bizimkisi, oysa ki herşey apaçık ortadaymış. Gözümdeki perde ile görmeyi reddetmişim ihanetlerini. Sonra Brügge’de çektirdiğimiz o fotoğrafı götürmüşsün oraya, benim yüzümün sol yanı saçlarımın altında, sağ tarafı senin yüzüne gömülü, belli belirsiz dudaklarımız değiyor. İkimizin de gözleri kapalı. Çikolataya kazıtmışsın mutlu olduğumuz o anı. Minik heykeli ne zaman verecektin bana? Benim bitter gözlerimin o kadını öpmene şahit olmalarına izin verdikten sonra mı? Bu kadar mı umursamadın beni?

Bir an bile düşünmedim. Kehyeli aldım kaldırdım ve tüm gücümle sana doğru fırlattım.Kendimi bir su balerini gibi hissettim o an. Saçlarım yavaşça uçutu. Sen ayağa kalktın, heykel alnına çarptı. İkiniz de yere düştünüz. O donmuş mutluluk anı, yere çarptı, binerce kakao topağına ayrıldı yerler damla çikolatadan anılarımızla kaplandı.

Ve ben çıktım, ve ben koştum, ve ben şu anda bu duvara yaslanmış seni mi, kendimi mi, onu mu suçlamalıyım bilmiyorum. Benim aşımla başka bir kadını beslediğin için sana mı? Senin çevirdiğin tüm dolaplar alenen gözümün önündeyken bunları anlamayı reddettiğim, kendimi sana kurban ettiğim için bana mı? Yoksa tüm bunları bilerek karakterini ve bedenini ondan bir ben yaratman için sana açan o kadına mı?

Tüm bu sorular yanıtsız kalacak. Herşey öylece kalacak. Zamanla heykelimizin parçalanması gibi tozlara dönüşecek. Elimizde aşkımızın kanıyla hayatlarımıza devam edeceğiz. Ben bir daha likörlü çikolata yemeyeceğim.

Benzer yazılar

Yorum Yazın.


En Beğendiğiniz Çikolata Markası ?

  • Ülker (32%, 87 Votes)
  • Tadelle (16%, 43 Votes)
  • Elit (15%, 41 Votes)
  • Eti (12%, 33 Votes)
  • Melodi (10%, 27 Votes)
  • Şölen (8%, 22 Votes)
  • Mabel (7%, 19 Votes)

Total Voters: 272

Loading ... Loading ...

Takvim

Ocak 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ara   Şub »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Arşivler

bulut sunucu web hosting