Aşk kelebeğin, kanatlarına kakaodan çizilmiş desenler kadar kırılgan…

Kelebeğin ömrü bir gün derler. Aşkınki ne kadar?

Sen beni öpene kadar mı? Ya da elime değene kadar? Sevişmeye alışana kadar mı? Gidene kadar mı? Gittikten sonra da devam eder mi? Bittikten sonra başkasının saçlarını koklarken hala bana aşık olabilir misin? Ya da karanlıkta benim elimi okşarken belki hala ona aşıksındır. Sen yatakta hala uzanırken incecik otel çarşafına sarılmış, ben otel havluları ile yarı ıslak yarı yorgun yarı mutlu yarı hala ona aşık olabilir miyim? Söylesene bana aşkın ömrü ne kadar?

Kaçıp gidebildiğinde bitiyor mu? Yoksa eski hikayenin çamurlu nehrinde küreklerin dibe saplanmışken sen boğulmak üzereyken ve hala hareket etmeye çalışıyorken sana uzanan o iskeleden karadaki sakin eve geçmeni engelleyecek kadar uzun mu? Sen gözlerimin içine bakarak rakını yudumlarken ben şımarıklığımdan seni ve garsonları bezdirip getirttiğim Karam parçasını kemirirken (hatırlıyor musun? o uzak tepelerle Karadeniz’in kıyısına sıkışmış balıkçının kasabasında sadece o vardı) gözlerimin içine baktığında başladığına yemin edebilirim oysa.

Ne zaman başlar ne zaman biter AŞK?
Başlar mı? Hissedebilir misin başladığı anı? O rakı içtiğin an gibi. Korkmuştum oraya giderken, köpekler arabanın etrafında havlarken ben inmekten korkup senin koluna sarılmıştım, su içmek istemiştim fakat arabada yoktu. İnmene izin vermemiştim, sen de benim şaşkın bakışlarım içerisinde çantamı kucağına alıp hiç açılmayan fermuarlı gözden bitter Tadellemi çıkartıp elime tutuşturmuştun, ‘Hazinenin yerini biliyorum Kaptan’ demiştin bana. Çikolata barından mı bahsediyordun yoksa başka bir şeyden mi?

İlk yalnız olduğumuz gece gibi bana sürpriz yapmak için yastığın üzerine o uzak ülkenin o zor bulunan bitter kalıbını koydurmuştun. Biliyordun bir şekilde. Beti şaşkın Beti mutlu paketi parçalarcasına açarken bir şişe şampanya çıkartıp hiç anlamadığım bir yerden patlatmıştın.

Sonra ne oldu?

Mavi ışıkların altında eski sevgilini gördün kocaman bir fudge cake’i öpmekten hoşlandığım dudaklarına bulaştırırken. Sana bağırırken elimdeki sıcak çikolatayı beyaz paltoma döküp lekeye mi yoksa kaybolan yuduma mı üzüleceğimi bilemeyip ağlamaya başladığım an mı? O zaman mı bitti?

Tanımadığım adam ile market rafında kalan son chilly chocolate bar için atışıp konuşmaya başlayıp alışveriş merkezinin otoparkında paketlerimi arabamın bagajına koymama yardım ederken kendi bitter Sarellesi’ni bana verdiğinde tesadüfen annenin karşıma park ettiği ve seni arayıp haber verdiği an mı? Annen zaten hiş sevmedi ki beni. Evet bazen konuşuyoruz hala o adamla. Sen gittin o varla yok arası.

Kavga ettikten sonra şiddetle beni kendine çektiğinde elimdeki Nutella kavanozunu yere düşürüp parçalayıp ayaklarımı kestiğimi seviştikten sonra fark ettiğimizde mi aşkı yaşadık biz?

O dağ başındaki otelde bütün gün karların içinde süzüldükten sonra yorgun argın otele gelip kendimizi restorana atmıştık. Herkes şıkır şıkır giyinip yemek salonunda salınırken biz kayak kıyafetlerimiz ile mutluyduk. İkimiz sen ve ben. Ben unutmuştum doğum günüm olduğunu senin Foodie’den (hala bana fark ettirmeden nasıl getirdin onuı İstanbul’dan oraya anlamıyorum) aldığın neredeyse saf kakao olan pasta geldiğinde ellerimizle yemiştik. Nasıl ayıplamıştı insanlar ve ben nasıl mutlu elime dudaklarıma burnuma yanaklarıma bulaştırmıştım :) sen bir parmak krema alıp özellikle burnuma sürmüştün kızmıştım sana ama silmemiştim de onu. Odamıza çıkıp duşa girene kadar burnumda kremayla dolanmıştım ortalıkta. Aşkı kokluyordum sanki her gittiğim yerde. Aşkın kokusunu takip ediyordum.

O gecenin sabahı mıydı? Kankam dediğin kızın aslında eski sevgilin olduğunu sen uyurken telefonuna gelen çıplak resmini görünce anlamıştım. Pek de aslında eski sevgilin olmadığını. Hırsla eşyalarımı toplayıp seni orada bırakıp arabaya atlayıp İstanbul’a dönmüştüm. Bir daha konuşmadık. Seni onunla gördüm sonra, deniz kenarındaki o semtte. Aynı tabaktan beyaz çikolatalı kek kaşıklıyordunuz. Onun içinde tutku yok sevgilim, kakaosuz o. O sahte; adı, etiketi var, menüde bir sırası… Kakao gibi baştan çıkartmıyor seni o. Havalı geliyor ama ağzında yağ tabakası var biliyorum. Son yediğimiz kakao kreması sonrası gibi sevişmiyorsunuz onunla.

İçinde kakao olmayan sahte çikolatalar tadıyorsun şimdi hayattan kaçırdıkların için üzgünüm. Yol boyunca ağlayıp beddua ederken ilk bakkalda bulduğum o bitter Toblerone’u emerek kadim dostumun evine vardım. Ağlayarak içeri girdim onun dizlerine yatmış ağlarken çalan telefonu açacak takatim yokken viskinin yanında bitirdim o Toblerone paketini bitirdim, içimde sana olan tüm aşkımla beraber.

Aşk kelebeğin kanatlarına kakaodan çizilmiş desenler kadar kırılgan, nefesimdeki çikolata kokusunun rahiyası kadar uçucu. Sen gittin o kaldı hayatımda. Eğer bozmak istemiyorsam o büyüyü dikkatli uçmam gerekiyor senin kollarına. Hırpalamadan sevmen gerek beni büyüyü bozmamamız için.

Gerçi sen kanatlarımı yırttıktan sonra üzerindeki desenler neye yarar, değil mi?

Öyle düşünme sevgilim, ben o kakao tozlarından yeniden doğuyorum. Her seferinde daha aşık her doğuşumda daha AŞK.

Benzer yazılar

2 Responses to “Aşk kelebeğin, kanatlarına kakaodan çizilmiş desenler kadar kırılgan…”

  1. Deniz aryal diyor ki:

    Çok güzel bir yazı kalemine sağlık!

  2. Kralll diyor ki:

    Sevdim. İçinde yaşanmış olaylar olmasa bu kadar güzel olamaz herhalde…

Trackbacks/Pingbacks


Yorum Yazın.


En Beğendiğiniz Çikolata Markası ?

  • Ülker (32%, 87 Votes)
  • Tadelle (16%, 43 Votes)
  • Elit (15%, 41 Votes)
  • Eti (12%, 33 Votes)
  • Melodi (10%, 27 Votes)
  • Şölen (8%, 22 Votes)
  • Mabel (7%, 19 Votes)

Total Voters: 272

Loading ... Loading ...

Takvim

Ocak 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ara   Şub »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Arşivler

bulut sunucu web hosting